Kalbe Giden Yol;

Dokunmamak

Dokunmak İletişimin tensel hali…

Bazen bir şefkatin tezahürü, bazense inci ten bir öfkenin...!

Bu yazının konusu öylesine  içselleştirdiğimiz ama farkına varmadığımız basit bir insani eylem; dokunma, dokunulma ya da tüm anlamları içeren kavramsal ifada ile "taktil duyum"

Özlediğimizi sıkıca sarılmak ya da kucaklamak istediğimiz; kızdığımızı ise yanımıza yaklaştırmak dahi istemediğimiz içgüdüsel bir programımız var. Öyle ki Sevgili Peygamberimiz (S.A.V) bir yetimin başını sıvazlamanın kalbi yumuşattığını ya da musafahalaşmanın kini giderdiğini bizlere bildirirken adeta bu içgüdüsel programı aktarmış, tensel temasın insani iletişimde önemini vurgulamıştır

Peki bu basit insani eylemin önemi nedir, özellikle çocukların gelişimi üzerine iyileştirici etkileri var mıdır? Varsa etki mekanizması nasıl işler?

Ashley Montagu (1971) ‘‘tüm duyular arasında dokunma duyusu olağanüstü’’ der ve dokunma duyusunu  ‘‘ tüm duyuların anası’’ olarak tanımlar. Zira dokunma duyusu, embriyonun gelişiminde ilk duyudur. Gebeliğin ilk 3 haftasında, primatif bir sinir sistemi gelişir ve bu sinir sistemi gelişir ve bu sinir sistemi deri hücrelerinden oluşur. Yani ilk oluşumumuz olan deri hücresi yumağı, ana rahmi duvarlarına çarparak adete ilk dokunma deneyimini yaşar. Bu deneyim yaşamın her evresinde sıcak bir kucaklaşmada edinilen deneyimin başlangıcıdır, yani ilk kucaklaşma…

Hiç şübhesiz, yaşamın bu kadar erken evresinde başlayan tensel temasın en önemli olduğu dönem, erken bebeklik dönemidir. Bu dönemde bebeğin tüm bakım ihtiyaçları doğası gereği tensel temas gerektirir. Yeni doğan bebekle kurulan tensel iletişim, güvenlik ve sevgi algısı, neredeyse tamamen kucakta taşınma, öpülüp okşanma ve yakın tensel temasla belirlenir. Bebek bakım veren tarafından dokunuldukça kendilik algısı gelişir, varlığının farkına varır, kendi ve diğeri arasında ayrım yapmaya başlar. Bu nedenledir ki geçmişte bebeğin kucakta taşınmaması vb gibi tensel teması sınırlandıran bakış açısı yerini bebeğin gelişimi için olabildiğince tensel temasın sağlanması gerektiği bakış açısına bırakmıştır.

Tensel bağlantı, öğrenilen ilk iletişim türüdür ancak bunun ötesinde oldukça hayati önemi vardır. Kurum bakımında fiziksel ihtiyaçları (temizlik, beslenme vb.) giderilen, ancak dokunma, kucaklanma gibi duygusal ihtiyaçları karşılanmayan bebeklerde ölüm oranlarının oldukça yüksek olduğunu bildiren çalışmalar, şefkatli dokunuş ve ilginin bebekler için ne kadar hayati olduğunu dramatik bir biçimde ortaya koymaktadır.

Tensel temasın etki gücü vücutta meydana getirdiği biyokimyasal reaksiyonlarla da ilintilidir. ‘‘ bağlanma hormonu’’ olarak adlandırılan oksitoksinin tensel temas ile arttığı; kalp atış hızı gibi stres davranışları ya da bir stres belirtisi olan tükürük kortizol seviyelerinin ise azaldığı bilinmektedir. Bu, şu anlama geliyor; tensel temas ile çocuğun beyni uyarılıyor ve çocuğun beden hafızasına bu dokunuş adeta kodlanıyor. Tensel temasın niteliğine göre değişen bu kod; çocukta bazen ‘‘sen değerlisin, görülüyorsun ve güvendesin’’ algısını oluştururken; bazen de ‘‘ sen değersizsin, ve tehlikedesin! ’’mesajı verebiliyor…!

Tensel temasın bu etki gücü, hiç şüphesiz iyileştirici etkisinin de habercisidir. Bu gücü fark edenlerden birisi olan Viola Brody, çocuklarla yaptığı uzun süreli terapötik müdahele çalışmalarının sonucunda, şefkatli dokunuşu temel alan bir terapi yöntemi geliştirdi; ‘‘Gelişimsel Oyun Terapisi ’’.

Gelişimsel Oyun Terapisi, çocuğun dokunularak ‘‘ben ve diğeri’’ algısının geliştiği ve böylece güçlü bir kendilik algısının oluştuğu prensibine dayanır. Çocuğa dokunan kişinin konu ile ilgili yetkin olmasını, kesinlikle çocuğun yönlendirmesi ve izni ile dokunabileceğini savunur. Dokunma odaklı çeşitli oyunlar aracılığıyla gerçekleştirilen bu yöntemde çocuk ,terapiste  bağlanır, adeta bebeklik döneminde bakım vereni ile yaşayamadığı‘‘güvenli bağlanma’’ deneyimini kontrollü bir ortamda yeniden deneyimler. Pek çok çocukluk dönemi psikolojik sorunlarının tedavisinde kullanılan Gelişimsel Oyun Terapisi, özellikle erken dönem ebeveyn yoksunluğu yaşayan, travmatik deneyimi olan çocuklarda oldukça etkilidir.

Peki, iyileştirici dokunuş sadece terapötik müdahele ortamlarında mı olmalıdır? Bu soruya vereceğimiz cevap hiç şüphesiz; ‘‘Hayır’’. Zaten şefkatli dokunuş ihtiyacının giderilemediği durumlarda teröpatik müdahele gerekmektedir. Hiç şüphesiz çocukta klinik olarak değerlendirilmesi gereken davranışsal ve duygusal problemlerde profesyonel yardım elzemdir. Ancak bunun dışında/ ya da bununla birlikte çocuk güvenilir sosyal çevrede ‘‘şefkatli dokunuş gıdasını’’ almalıdır.

Bu ‘‘gıda’’yı verirken zaman zaman yanlış ya da yetersiz uygulamalar olabilmektedir. Pek çok ebeveyn/yetişkin kendi çocukluğundan aldığı ve çoğunlukla farkında olmadığı geçmiş referanslarıyla, çocuklar ile iletişimde tensel teması kullanmakta isteksizdir. Öyle ki bu durum ebeveynde iyi bir anne-baba olmadığı , çocuğunu yetersizce sevmediği düşüncesiyle derin bir suçluluk duygusuna neden olur. Bu durum yetişkinin çocuğa karşı tutum ve davranışlarına yansır.

Bu durumda ilk aşama ebeveynin kendi durumunun yanında çocuğunun sevgi ile dokunulma ihtiyacının da farkında olmasıdır. Dokunma ile ilişkili pek çok geleneksel oyun, metaforik bir kurgu üzerinden tensel temas sağlar. Ebeveynler oyunun metaforik gücünden yararlanarak bu iletişimi temin edebilirler. Zira bu iletişim, hem dokunan ve hem de dokunulan (ebeveyn-çocuk) için karşılıklı iyileştirici bir süreçtir. Ve süreç ilerlediğinde ebeveyn-çocuk ilişkisi onarılır. İyi bir duygusal ilişki içgüdüsel olarak tensel teması da beraberinde getirir.

Yine bu gıdayı çocuğa verirken, dikkat edilmesi gereken hayati unsurlar da bulunmaktadır. Bunların en başında çocuğa kendi kontrolü dışında dokunmak, zorla sarılmak ya da öpmek gelmekte…! Pek çok yetişkin için bu bir sevgi gösterisi gibi değerlendirilse de çocuk zihni için bu durum oldukça karmaşıktır. Çocukta kendi bedeni üzerinde hakimiyetinin olmadığı ve bir yetişkinin bedensel sınırlarını ihlal etme hakkı olduğu algısını oluşturabilir. Her şeyden öte, çocuğa saygı duymak gerekmektedir. Onun kendi kişiliğine ve isteklerine saygı! Ancak saygı duyulan bir çocuk, kendi kişiliğini geliştirebilir VE KENDİNİ KORUYABİLİR! Son günlerde tüm toplumu derinden yaralayan istismar vakaları bu doğrultuda tekrar ele alınmalı, istismar vakaları bu doğrultuda tekrar ele alınmalı, istismara karşın alınması gereken önlemler irdelenirken çocuklarımı istismara karşı korunmasız hale getirdiğimizin de farkına varmalıyız.

Bu tür üzücü vakalar nedeniyle kaygılarımıza yenik düşerek aldığımız tedbirler, çocuklarımıza kimseye güvenilmez mesajı verebilmektedir. Avrupa ve Amerika’da istismar ile ilgi aşırı kaygılı tutum maalesef çocukların ihtiyaç duyduğu şefkat davranışlarının önünde engel teşkil etmektedir. Anaokulu öğretmenleri ile yapılan bir çalışmada, öğretmenler çocuklara dokunulduğunda duygusal iletişim kurabildikleri ve davranış problemlerinin azaldığını bildirmekte ancak istismar suçlamasından korkmaları nedeniyle çocuklarla iletişimlerini sınırlandırdıklarını ifade etmektedirler. Bu çocuk gelişimi açısından oldukça ürkütücü bir durumudur. Sonuç olarak çocuklarımız için adeta bir gıda; ruhun gıdası niteliğinde tensel temas, yoksunluğunda ve yanlış tüketiminde olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir.

Her çocuğun sevgi dolu şefkatli dokunuş hakkı vardır; yetişkinler olarak kendi istediğimiz zamanlarda değil çocuklarımızın istediği ve ihtiyacı olduğu anlarda onlara bu ilgiyi vermek ve onların beden bütünlüğüne saygı duymak en önemli sorumluluğumuz!

Unutmayalım, çocuklarımızın ruhlarına, kalplerine giden yol; çoğunlukla şefkatli dokunuştan geçiyor…!